Obezite, sedef hastalığı riskini artırıyor
- Nedensiz diş sallanmasının ”nedeni” ağız kanseri olabilir… - 17 Nisan 2026
- Expomed Eurasia33. Kez Kapılarını Açtı - 16 Nisan 2026
- Ses sağlığı için düzenli uyku… - 16 Nisan 2026
Sedef hastalığı, herhangi bir yaşta ortaya çıkan ancak özellikle 30-39 ve 50-69 yaşları arasında pik yapan, yatkınlık geni taşıyanlarda daha sık rastlanılan bir deri hastalığı. Genetik yatkınlığın dışında stres, sigara , alkol ve obezite hastalık riskini artırmakta. Kanıta dayalı etkinliği ispatlanmış tedavilerin hemen hemen hepsi Türkiye’de bulunuyor. Ancak zamanında doğru ve etkin tedavi almamak hastalığın ilerlemesine ve başka hastalıkların eklenmesine yol açabiliyor.
![]()
Psoriasis (Sedef) Derneği’nce ”Sedef Hastalığı Farkındalık Haftası” nedeniyle düzenlenen basın toplantısında, hastalığı tetikleyen faktörler, tedavi yaklaşımları ve hastaların yaşam kalitelerini yükseltecek bilgiler paylaşıldı.
Sedef herkeste görülebilir ancak bazı kişilerde bu risk artabilir
Psoriasis Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ali Gürer, sedef hastalığının genetik yatkınlıkla ilişkisinin yüksek olduğuna ancak tetikleyici faktörlerle oluşma riskinin artığına dikkat çekerek, şunları anlattı.
Genetik yatkınlık önemli bir risk faktörüdür. Örneğin sarı ve siyah ırkta görülme sıklığı nispeten daha düşükken, beyaz ırkta görülme riski daha fazladır.
Sedef, tipik olarak tetikleyici faktörlerce başlatılabilir veya şiddetlenebilir. Bu faktörlerin varlığı riski artırmaktadır. Özellikle çocuk ve genç hastalarda en çok streptokokkal boğaz enfeksiyonları olmak üzere, viral üst solunum yolu enfeksiyonları, üriner sistem enfeksiyonları, bazı ilaçlar, deride oluşan sıyrık, kesi, çizik gibi yaralanmalar, şiddetli kaşıntı ve şiddetli güneş yanıkları hastalığı şiddetlendirebilir. Tekrarlayıcı viral ve bakteriyel enfeksiyonu olan (özellikle beta hemolitik streptokok çocuklarda), çoklu ilaç kullanımı olan hastalarda (tetikleyen ilaçlar olabileceğinden) risk artmaktadır. Stres, psoriasisi tetiklediği çok iyi bilinen bir faktör olup, stresli bir olaydan 1-3 ay kadar sonra hastalığın ortaya çıktığı veya şiddetlendiği gözlenmektedir.
Obezite hastalık riskini artıran bir diğer önemli faktördür. Obez bireylerde, kıvrım bölgeleri terleme ve sürtünme nedeniyle travma alanlarıdır. Ayrıca bu bölgelerde yerleşen kandida türü mantarlar da tetikleyici rol oynayarak, bu alanlarda sedef gelişimine yol açar. Bunun dışında fazla kilolu hastalarda, kilo kontrolü ve düşük kalorili beslenme hastalık seyrinin kontrol altına alınmasını kolaylaştırmakta, iyilik dönemlerini uzatmaktadır.
Sigara ve alkol tüketimi de hastalığın seyrini olumsuz etkilemektedir. Sigara sadece hastalığın başlamasında değil, şiddetlenmesinde de önemli rol oynamakta olup, bu etki kadın hastalarda daha dikkat çekicidir. Alkol özellikle erkek hastalarda daha dirençli seyre neden olmaktadır.
Sedef hastalığına başka hastalıklar da eşlik ediyor
Psoraisis Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Nahide Onarır Onsun da, hastalığın vücutta yarattığı olumsuz etkiler hakkında bilgiler verdi.
Sedef hastalığı, büyük oranda deride görülmesine rağmen bazı dışarıdan görünmeyen hastalıklara da yatkınlık oluşturur. Bazı sedef hastalarında eklem tutulumu gözlenebilir ve psoriatik artrit oluşabilir. Bu hastalığın sedef hastalarında gelişme oranı yüzde 20-30 civarındadır. Başlangıçta görülmese bile zaman içinde gelişebilen ve romatizmal hastalıklarla karıştırılabilen psoriatik artrit hastalığına, zamanında tanı ve tedavi yapılmazsa, deformitelere ve iş görmezliğe yol açabilir. Sedef hastalarında ayrıca Crohn hastalığı gibi bağırsak hastalıkları, insülin direnci, diyabet, yüksek tansiyon, obezite, kalp ve dolaşım sistemi hastalıkları ve erken yaşta miyokard infarktüsü daha sık görülür.
Hastalarda depresyon ve anksiyete oranı genel nüfusa oranla daha yüksek
Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Sibel Alper de, hastalığın şiddetinin her hasta için duygu durumuna göre ayrı değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, psikolojik yansımaları anlattı.
Sedef, sosyal damgalamadan fiziksel engelliliğe ve duygusal bozukluklara kadar birçok alanda olumsuz etkileri olabilen kronik bir hastalıktır. Hastalık, deri belirtileri görünür olduğu ve uzun sürebildiği için, hastaların yaşam kalitesini önemli ölçüde etkiler. Ellerde bulunan deri lezyonları bazı mesleklerde çalışmayı, spor yapmayı hatta günlük ev işlerini bile zor hale getirebilir. Kişiler, çalışma hayatında ayrımcılığa ve sosyal izolasyona yol açabilen damgalanma algısı sonucu, psikolojik sıkıntı çekebilirler. .
Hastalarımızda depresyon ve anksiyete oranı genel nüfusa oranla daha yüksektir. Hastaların yüzde 25’inde depresyon ve anksiyete, yüzde 10’unda ölme isteği, yüzde 5,5’inde intihar düşüncesi görülürken, soysal ve cinsel problemler de yaygın olarak rastlanmaktadır.
Sedef hastalığının tedavisi her hasta için farklı planlanmalı
Dernek Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Emel Bülbül Başkan da, sedefin tedavi süreciyle ilgili bilgi verdi.
“Psoriasis tedavisinde doğru tedavi her hastaya göre değişir. Tedavi hastalığın seyri ve şiddeti, eşlik eden başka hastalıkların varlığı, yaş, cinsiyet, gebelik, emzirme, ilaç kullanımı gibi özel durumlar dahil birçok faktör göz önüne alınarak belirlenmelidir. Tedavinin başarıyla uygulanabilmesi için hastaya yeterli zaman ayırmak, risk faktörlerini iyi analiz etmek ve tedavi seçenekleri hakkında eğitim vererek, hastanın tedaviye katılımını sağlamak gerekir. Tedavi çoğunlukla uzun solukludur ve sonuçta döküntülerin tam veya tama yakın oranda silinmesi sağlanmalıdır. Tedavi kesildiği takdirde tıpkı diğer kronik hastalıklar gibi sedefin de nüksetme riski vardır. Bu süreç iyi yönetilmezse, hastalar etkinliği ve güvenilirliği ispatlanmamış sözde bitkisel veya alternatif tedavi kürlerinin maddi ve manevi mağduru olabilir.
Sedef hastalığının tedavisinde kullanılan ve kanıta dayalı etkinliği ispatlanmış tedavilerin hemen hemen hepsi, Türkiye’de bulunmaktadır ya da uluslararası onaylarıyla paralel ülkemizde kullanıma girmektedir. Bu tedavilerin belli kriterlere dayanarak, ülkemizde geri ödeme kapsamında olması ayrı bir sevindirici durumdur. Ancak eğitim araştırma ve üniversite hastanelerinde reçete edilebilen bu ilaç tedavilerine, aday hastaların büyük çoğunluğunun zamanında erişemediğini görüyoruz.