Sağlık Hizmetleri Sendikası’dan, 14 Mart talepleri…

Sağlık Hizmetleri Sendikası Genel Başkanı Akarken: ”14 Mart’ta beklentimiz kutlama değil, somut adım”, ”Türkiye’de bin  kişiye düşen hekim sayısı 2,4, hemşire sayısı ise 2,9 seviyesinde bulunurken, kişi başına yıllık hekime başvuru sayısı 11,4’e ulaşıyor”, ”Yoğun nöbet sistemi sağlık çalışanlarını zorluyor”, ”Sağlıkta şiddet sorunu devam ediyor.”

Sağlık Hizmetleri Sendikası (Sahim-SEN) Genel Başkanı Özlem Akarken, ”Bugün 14 Mart’ı özüne uygun kutlama yapabilmemiz için sağlık sisteminin geleceğini konuşmamız gereken bir noktadayız” dedi. 

Akarken, 14 Mart Tıp Bayramı öncesi yaptığı yazılı açıklamada, şunları ifade etti:

”Hekim ve hemşire sayısı OECD ortalamasının altında”

 ”Artan hasta yoğunluğu, randevu baskısı, uzun nöbetler, sağlıkta şiddet ve ekonomik kayıplar sağlık çalışanlarının mesleki motivasyonunu ciddi şekilde etkiliyor. Sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının hem çalışma koşulları, hem de özlük hakları yıllardır çözüm bekliyor. Bugün 14 Mart’ı özüne uygun kutlama yapabilmemiz için sağlık sisteminin geleceğini konuşmamız gereken bir noktadayız. 

 Türkiye’de hekim ve hemşire sayısının OECD ortalamasının altında olması ve sağlık harcamalarının milli gelir içindeki payının düşük kalması, sistem üzerindeki baskıyı daha da artırıyor. 2025 OECD verilerine göre, Türkiye’de bin kişiye düşen hekim sayısı 2,4, hemşire sayısı ise 2,9 seviyesinde bulunurken, kişi başına yıllık hekime başvuru sayısı 11,4’e ulaşıyor. Diğer sağlık meslek branşlarında da durum farklı değil.

”Alkışla değil çözüm bekleyen sorunlarla giriyoruz”…

14 Mart Tıp Bayramı’na yine alkışla değil, çözüm bekleyen sorunlarla giriyoruz. Sağlık kurumlarında çalışan bütün meslek gruplarının sorunları çığ gibi artıyor. Hekimler yalnızca hastayı iyileştirmeye değil, sistemin açıklarını kapatmaya da zorlanıyor. Bugün birçok sağlık çalışanı için meslek sevgisinin önüne geçim kaygısı geçmiş durumdadır. Uzmanlık alanları artık ideal koşullarda bilimsel ilgiyle değil; daha az yıpratacak, daha yaşanabilir koşullar sunacak alanlar düşünülerek tercih ediliyor. Bu tablo, sadece çalışanların değil, ülkenin sağlık geleceği açısından da alarm vericidir.

”Randevu sorunu azalsa da yük bitmedi”

Sağlık Bakanlığı, 2025 sonunda yaptığı açıklamada MHRS’de bekleyen hasta sayısının 4 milyondan 400 binin altına düştüğünü, yani bekleyen hasta oranında yüzde 90 azalma sağlandığını duyurdu. Aynı açıklamada günlük ortalama 1,7 milyon randevu üretildiği belirtildi. Bakanlık ayrıca aile sağlığı merkezlerine 2025 yılının ilk 10 ayında 374 milyon başvuru yapıldığını, 65 milyon başvurunun da hastaneler yerine aile hekimleri tarafından karşılandığını açıkladı.

Türkiye’de bir hekime düşen hasta sayısı birçok gelişmiş ülkenin çok üzerinde, polikliniklerde hekime ayrılan süreler giderek kısalıyor. Bugün bir hekim çoğu zaman hastasına ayırmak istediği zamanı ayıramıyor. Gün içinde yüzlerce hastaya bakmak zorunda kalan sağlık çalışanları hem fiziksel, hem psikolojik olarak ciddi bir baskı altında. 

”Yoğun nöbet sistemi sağlık çalışanlarını zorluyor”

Sağlık ve sosyal hizmet çalışanları özellikle nöbet sistemi nedeniyle ağır bir çalışma temposuna maruz kalıyor. Birçok sağlık çalışanı gece nöbetlerinin ardından yeterli dinlenme fırsatı bulamadan yeniden çalışmak zorunda kaldığını söylüyor.  Ödenen nöbet ücretleri ise verilen hizmete eğitime karşı maalesef ücretlenmiyor. Nöbet düzeni yeniden ele alınmalı ve emeğin karşılığı mutlaka verilmelidir.

”Sağlıkta şiddet sorunu devam ediyor”

Sağlıkta şiddet konusu da 14 Mart öncesi en kritik başlıklardan biri olmaya devam ediyor. Sağlık Bakanlığı geçmiş yıllarda beyaz kod oranlarında düşüş olduğunu açıklasa da, 2025 ve 2026’da sağlıkta şiddetin önlenmesine ilişkin soru önergeleri, saha raporları ve sendika/meslek örgütü açıklamaları gündemde kalmayı sürdürdü. 2025’te yayımlanan bir araştırmada sağlık çalışanlarının yüzde 69’unun meslek hayatında şiddete uğradığını belirttiği, en yaygın şiddet biçimlerinin bağırma, tehdit ve aşağılama olduğu aktarıldı. Sağlıkta şiddet münferit bir olay değil, yapısal bir sorundur. Sağlık çalışanını hedef haline getiren dil değişmeden, caydırıcı ve etkin yaptırımlar eksiksiz uygulanmadan, iş yükü azaltılmadan bu sorun çözülemez.  Şiddetin önlenmesi için caydırıcı ve etkili düzenlemelerin kararlılıkla uygulanması şarttır.

”Genç hekimler yurt dışına yöneliyor”

Son yıllarda özellikle genç hekimlerin yurt dışında çalışma eğilimi arttı.  Bu durum sağlık sisteminin geleceği açısından önemli bir risk oluşturuyor.  Bunun temel nedenleri arasında çalışma koşulları, gelir düzeyi ve gelecek kaygısı bulunuyor. Diş hekimlerinin atanma ve DUS kadrolarının yetersiz olması özel diş kliniklerinde yeterli ücret alamamaları yurtdışına gitmeyi artırıyor.Bu tabloyu değiştirecek kalıcı reformlara ihtiyaç var.

”Tek kalem maaş ve adil ücret sistemi şart”

Sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının ekonomik koşulları da giderek zorlaşıyor. Sağlık ve sosyal hizmet çalışanları olarak emeğimizin karşılığını almak istiyoruz. Emekliliğe yansıyan tek kalem maaş sistemi, adil nöbet ücretleri, ek gösterge düzenlemesi ve vergi adaletinin sağlanması artık ertelenmemelidir.

”14 Mart’ta beklentimiz kutlama değil, somut adım”

14 Mart Tıp Bayramı yalnızca bir kutlama günü değil, sağlık çalışanlarının sesinin duyulması gereken bir gündür.  14 Mart, emeğin değer gördüğü, şiddetin son bulduğu, nöbetin emeğin eğitimin karşılığının verildiği, emeklilikte yoksullaştırmayan bir maaş düzeninin kurulduğu, liyakatin ve adaletin hissedildiği bir sağlık düzeni için dönüm noktası olmalıdır. Biz Sahim-SEN olarak başta hekimler olmak üzere tüm sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının insanca çalışma koşullarına, adil ücret sistemine ve güçlü özlük haklarına kavuşması için çağrımızı bir kez daha yineliyoruz. Sağlık herkes için temel bir haktır! Bu hakkı yaşatanların hakkı da gecikmeden teslim edilmelidir.”

 

(Visited 22 times, 1 visits today)