En çok kelimelerle yara alıyorlar; ”Yüzün çok güzel ama biraz kilo versen!”

Türkiye Obezite Araştırma Derneği (TOAD) bünyesinde gerçekleştirilen, ”Rolüm Ağır, Peki Senin Rolün Ne?” projesi başladı. Çalışmayla, obeziteli bireylerin yaşadığı travmalara, hayal kırıklıklarına, ümitlerine ve hayata tutunma çabalarına dikkat çekmek ve onların sesi olmak amaçlanıyor.

”Rolüm Ağır, Peki Senin Rolün Ne?” projesi başladı. Türkiye Obezite Araştırma Derneği
(TOAD) bünyesinde gerçekleştirilen projeyle, obezitede ayrımcı davranışlar ve söylemler üzerine farkındalık yaratılması hedefleniyor.

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü öğretim üyesi
Reklamcılık ve Tanıtım Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Deniz Sezgin, projeyle ilgili şunları anlattı:

”Obeziteli bireyler gizli engelliler olarak yaşıyor”

Bu çalışmayla obeziteli bireylerin yaşadığı travmalara, hayal kırıklıklarına, ümitlerine ve
hayata tutunma çabalarına dikkat çekmek ve onların sesi olmak istiyoruz. Projeyle, obezitenin sadece başka sağlık sorunlarına sebep olmadığını, aynı zamanda maruz kalınan damgalayıcı ve ayrımcı yaklaşımlar nedeniyle, obeziteli bireylerin hayatlarının oldukça kısıtlandığını ortaya koyduk.  Bu yaklaşımlar, obeziteli bireylerin toplumda zaman zaman ‘gizli engelliler’ olarak yaşamalarına sebep oluyor.”

”Yüzün çok güzel ama biraz kilo versen demeyin”

Obeziteli bireyleri en çok kelimeler yaralıyor. Bu nedenle obeziteli bireylere doğru yaklaşımda ilk olarak. kullanılan dilde düzeltmeye gidilmesi gerekiyor. Her şey dille başlıyor. Genel kabulün
aksine yetişkinler ve ileri yaştaki obeziteli bireyler de, kendilerine takılan lakaplardan
hoşlanmıyorlar. Kilolu bireylerin sıkça karşı karşıya kaldıkları, “yüzün çok güzel ama biraz kilo
versen!” ifadesi mesela… Ya da hemen hemen herkesin hayatında kullandığı, “senin iyiliğin
için söylüyorum” ifadesi… Dolayısıyla önceliğimiz dilimizi değiştirmek, ifadelerimizi gözden
geçirmek olmalı.”

”Damgalama öncelikle aile ve çevre tarafından başlıyor”

Damgalama, öncelikle obeziteli bireylere aileleri ve çevreleri tarafından sevimli olduğu
gerekçesiyle çeşitli sıfatlar takılarak başlıyor. Espri gibi söylenen sözler, takılan sıfatlar ne
tepki gösterilecek kadar keskin ,ne de iltifat olarak kabul edilecek kadar güzel. Ancak bu
ifadeler farkında olmadan kırılmış kalpler, ertelenmiş hayaller ve gerçekleştirilmeyi bekleyen
planlar anlamına geliyor.

Bunun yanı sıra eğitimde ve iş hayatında yaşadıkları damgalama tüm yaşamlarına etki ediyor. Sağlık çalışanları tarafından maruz kaldıkları damgalayıcı davranışlarsa  obeziteli bireylerin sağlık hizmeti almaktan vazgeçmelerine neden olabiliyor. Ulaşımdan restorana, kıyafetten arkadaş ilişkilerine kadar her alanda yaşadıkları damgalayıcı ve ayrımcı tutum sosyal yaşamdan da soyutlanmalarına neden oluyor.

”Kilolu kişinin kalabalık içinde mutsuz ve keyifsiz olma hakkı bile elinden alınıyor”

Ayrıca tüm kilolu bireylerin neşeli, eğlenceli ve hoş vakit geçirilen kişiler oldukları gibi bir baskı unsuru da var. Kısacası kilolu bir kişinin kalabalık içinde mutsuz ve keyifsiz olma hakkı bile elinden alınıyor. Girdikleri her ortama neşe katmak görevi, kişiye sorulmadan usulca omuzlarına yükleniyor.
 
Damgalamanın ve ayrımcılığın önüne nasıl geçebiliriz? Bu sorunun çözümü, obeziteli bireylere karşı özenli davranılmasında yatıyor. Obezitenin sadece fiziksel etkilerinin değil, mutsuzluk, depresyon gibi psikolojik etkilerinin de dikkate alınması gerekir. Obezite hastaları hipertansiyon, kalp hastalıkları ya da diyabet kadar duygusal boşluk ve dışlanmışlık gibi zorluklar da yaşıyor. Ne giymeleri gerektiğinden, nasıl yolculuk edeceklerine kadar kendileri yerine karar verilen bir dünyada yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar.

(Visited 40 times, 1 visits today)