Obezite ameliyatı sonrası 10 hastadan 6’sı kilo aldığı için yeniden ameliyat oluyor
- Yapay zekaya sorarak ilaç alınır mı? - 12 Ocak 2026
- Egzersiz, depresyon tedavisinde terapiye rakip olabilir - 11 Ocak 2026
- Kalp krizi ve felç “aniden” ortaya çıkmıyor - 11 Ocak 2026
Obeziteyle mücadelede umut kapısı olarak görülen bariatrik cerrahi sonrası ikinci bir ameliyat ihtiyacı, yani “revizyon cerrahisi” tüm dünyada ve Türkiye’de endişe verici bir şekilde artıyor. Yeniden kilo alımı, yetersiz kilo verimi, şiddetli reflü ve ameliyat komplikasyonları gibi nedenlerle hastalar tekrar ameliyat masasına yatmak zorunda kalıyor. Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Anıl Ergin, doğru hasta seçimi ve ömür boyu takibin önemine dikkat çekerek, bazı durumlarda revizyon ihtiyacının yüzde 60’lara kadar çıkabildiğini belirtti.
![]()
Peki, hastaları ikinci kez ameliyat masasına yatıran nedenler neler? Doç. Dr. Anıl Ergin, bu durumu, “ilk obezite ameliyatından sonra herhangi bir nedenle tekrar ameliyat yapılması durumu” olarak tanımlıyor ve en sık karşılaşılan nedenin yeniden kilo alımı, yani “regain” olduğunu vurguluyor. Ancak tek neden bu değil. Doç. Dr. Ergin, “Yeniden kilo alımının dışında reflü şikâyetleri de özellikle tüp mide ameliyatından sonra sık görülen şikayetlerdir. Dolayısıyla revizyonel cerrahinin nedenlerinden biri haline geliyor. Ayrıca ilk ameliyat sonrası oluşabilecek kaçak, daralma, apse gibi komplikasyonlar da revizyon gereksinimini ortaya çıkartıyor.” ifadelerini kullandı.
Ameliyat Sayısı Patladı, Revizyon İhtiyacı Zirve Yaptı
Türkiye’de ve dünyada obezite cerrahisindeki artış, revizyon ihtiyacını da beraberinde getirdi. Doç. Dr. Anıl Ergin, rakamların çarpıcılığını şöyle ortaya koydu:
“2013 yılında Türkiye’de yılda 3-4 bin civarında olan obezite ameliyatı sayısı, günümüzde 50 binin üzerine çıktı. Bu, gerçekten çok büyük bir artış. Dünya genelinde geçen yıl 500 binin üzerinde bariatrik cerrahi yapıldı. Ancak ameliyat sayısı arttıkça, doğal olarak revizyon gereksinimi de yükseliyor.”
Literatürde revizyon oranının yüzde 5 ila 20 arasında değiştiği belirtilse de, Doç. Dr. Ergin, “Bazı çalışmalarda bu oranın yüzde 60’a kadar çıkabildiğini görüyoruz. Bu farklılığın altında yatan nedenler arasında yanlış hasta seçimi, uygun olmayan ameliyat tekniği ve ameliyat sonrası takip eksikliği önemli rol oynuyor,” diyerek tehlikenin boyutuna dikkat çekti.
“Her Hastaya Tüp Mide Olmaz”: Yanlış Yöntem Revizyona Götürüyor
Obezite cerrahisi denince akla ilk gelenin tüp mide ameliyatı olduğunu ancak bunun büyük bir yanılgı olabileceğini belirten Doç. Dr. Ergin, net bir uyarıda bulundu: “Her hastaya tüp mide olmaz. Doğru hastaya, doğru cerrahi yöntem uygulanmalı. Aksi halde yeniden ameliyat kaçınılmaz olabilir.”
Revizyon ameliyatlarında dünya genelinde en sık tercih edilen yöntemin RNY Gastrik Bypass olduğunu belirten uzman isim, her hastanın durumuna özel bir tekniğin seçilmesi gerektiğini vurguladı.
Sadece Kilo Kontrolü Değil, Hayati Bir Gereklilik
Revizyon cerrahisinin estetik bir kaygıdan öte, hayati bir zorunluluk olabileceğinin altını çizen Doç. Dr. Ergin, özellikle reflü tehlikesine işaret etti:
“Reflü, sadece yaşam kalitesini düşüren bir sorun değil; mide anatomisine zarar verebilen ve hatta yemek borusu kanserine yol açabilen bir durumdur. Bunun yanında, kilo verimi sonrası şeker hastalığından kurtulmuş bir hastanın geri kilo alımına bağlı kronik hastalıkları geri gelebilir. Dolayısıyla hastalıkla mücadele için revizyon prosedürleri kritik öneme sahiptir.”
Altın Kural: Ömür Boyu Takip Şart!
Revizyon ihtiyacını en aza indirmenin yolunun, hastayı bir bütün olarak ele almaktan geçtiğini belirten Doç. Dr. Anıl Ergin, sözlerini hem hastalara hem de hekimlere yönelik önemli bir mesajla tamamladı:
“Ameliyattan sonra ömür boyu takip bizim için her şeyden önemli. Çünkü revizyon oranlarını düşürmek ve hastanın ilk ameliyattan yeterli faydayı görmesini sağlamak istiyorsak, bu hastayı mutlaka yaşam boyu takip etmek zorundayız. Kilo kontrolü, diyet uyumu, egzersiz ve düzenli endoskopik kontrollerle geri kilo alımını engellemek mümkün. Ancak bu süreçte hem hasta hem hekim birlikte sorumluluk almalı.”