Menopoz yaşının 60’a çekilmesi üzerine çalışılıyor

ABD Yale Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Kutluk Oktay, menopozu önleme ve geciktirme konusunda yeni buluş ile teknolojilere dikkat çekerek,  “Doğuştan 50 yaşına kadar ayda 2 bin yumurta aslında boşa gidiyor. Diyelim ki; 35 yaşında siz overinizin üçte bir kısmını alıp dondurdunuz. Daha sonra menopoza yaklaştığınız zaman, ekstra yumurta olduğu için biz onu kısım kısım nakledip, menopozu 50 değil 60’a çekeceğiz” dedi.

TAJEV-Türk Alman Jinekoloji Eğitim, Araştırma ve Hizmet Vakfı tarafından düzenlenen uluslararası katılımlı Türk-Alman Jinekoloji Kongresi’nin 14’üncüsü 28 Mayıs-1 Haziran tarihleri arasında gerçekleştiriliyor.

ABD Yale Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Kutluk Oktay, menopozu önleme ve geciktirme konusunda yeni buluş ile teknolojilerden bahsetti. Bir kadının hayat boyu 500 yumurtlama gerçekleştirdiğini aktaran Oktay, “Doğuştan 50 yaşına kadar ayda 2 bin yumurta aslında boşa gidiyor. Diyelim ki; 35 yaşında siz overinizin üçte bir kısmını alıp dondurdunuz. Daha sonra menopoza yaklaştığınız zaman, ekstra yumurta olduğu için biz onu kısım kısım nakledip, menopozu 50 değil 60’a çekeceğiz. Şu anda over dokusunu dondurmanın gittiği yön bu” diye konuştu.

Kadın ve toplum sağlığına katkı anlamında minimal invaziv cerrahinin önemine işaret eden Prof. Dr. Farr Nezhat ise, endometriozis ve kanserlerde uygulanan bu cerrahinin hastaların hayatlarında değişiklikler oluşturduğunu söyledi. Prof. Dr. Nezhat, endometriozis hastalığının bütün vücudu etkileyen bir hastalık olduğunu vurgu yaparak, “Potansiyel olarak da kansere dönüşme riski olan bir hastalık. Kanser açısından bir öncü dahi sayılabiliyor” ifadelerini kullandı.  

Endometriozis hastalığında kadınların çeşitli semptomlarla sağlık kuruluşlarına başvurduğunu belirten Prof. Dr. Ceana Nezhat da,  “Zaten hali hazırda başlamış oluyor. Yüzde 60-70 kadında semptomlarıyla geldiğinde, aslında bu sorunun 20’li yaşlardan itibaren yavaş yavaş gelişmeye başladığını görüyoruz. Gençler tanı konulana kadar 12-13 doktoru ziyaret ediyorlar. Tanı konulduğunda aslında çok geç kalınmış oluyor. Ağrının şiddetiyle acile başvuran genç kızlarımız var” dedi.  

Prof. Dr. Camran Nezhat ise, daha önce büyük kesilerle gerçekleştirilen cerrahinin, artık minimal invaziv cerrahide küçük bir kesiyle gerçekleşebileceğini söyledi. Bunun devrim niteliğinde bir cerrahi olduğunu kaydeden Camran Nezhat, bu yöntemin hastanın ameliyatın süresi, hastanede yatış ve iyileşme süresine de olumlu yansıdığını ifade etti. Endometriozis ile ilgili de görüşlerini söyleyen Nezhat, “Endometriozis kötü bir hastalık. Hatta kanserden dahi kötü bir hal alabilir. Tedavisi de cerrahi açıdan bakıldığında kansere nazaran çok daha zor. Ama artık minimal invaziv yaklaşımlarla bu ameliyatlar yapılabiliyor. Endometriozis gibi zor olan bir ameliyatın bu yöntemle yapılması demek, aslında her şey için yapılacağı anlamına geliyor. Çünkü milyonlarca defa uygulanıyor ve komplikasyonlarının çok az olduğu görülüyor. Bu yalnızca jinekoloji alanında değil, üroloji, göğüs cerrahisi, baş, boyun, eklem alanında olmak üzere pek çok alanda uygulanan bir yöntem” şeklinde konuştu. 

“SUDA DOĞUM ARTIK YOK”  

Kongre Bilimsel Sekreteri Prof. Dr. Yusuf Üstün, Rusya başta olmak üzere, Fransa, İngiltere gibi bazı batılı ülkelerin rağbet ettiği suda doğumun, komplikasyonları artırdığını söyledi. ‘Bir dönem böyle bir furya oldu’ diyen Üstün, “Anne adayları sancı çekildiği dönemi suda geçirilebilir, ılık su rahatlatır ancak doğum aşamasına geldiği an onları sudan çıkartıyoruz, dışarıda doğurtuyoruz. Eksiden bir dönem vardı, bakıldı ki onlar komplikasyonları artırıyor. Suda doğum artık yok” ifadelerini kullandı.

“GEBELERİN TAKİPSİZLİĞİ EN BAŞTAKİ PROBLEMLERDEN”

Dünyada anne ölümlerinin en sık sebebinin gebelik ve doğum sonrası kanama olduğunu belirten Üstün, özellikle doğum sonrası kanamanın gelişmiş olmayan ülkelerde halen ilk sırada görüldüğüne vurgu yaptı. Türkiye’de de 1990’lı yıllarda kanamanın ilk sırada yer aldığına işaret eden Üstün, “Bunu gururla söyleyebiliyorum; 1990’larda bizde de kanama ilk sıradaydı ama bizde de artık gelişmiş ülkelerde olduğu gibi kalp ve damar hastalıklarına bağlı anne ölümlerini ilk sırada görüyoruz. Bu nedenle, kalp ve damar hastalıklarını önceden tanıyıp, ona göre önlemleri alabilirsek anne ölümlerini daha da azaltacağız. 1990’lardan 2013’lere kadar biz bunu çok aşağıya çektik, hatta şu an 2020 verilerinde yüz binde 13,6’lara kadar oranı indirdik” ifadelerini kullandı.

Anne ölümlerindeki sebeplerden bahseden Prof. Dr. Üstün, “En baştaki problemlerden bir tanesi, gebelerin takipsizliği. Biz anne adayının gebe kalmadan önce mutlaka bir sağlık profesyonelinden yardım alıp, gebeliğe hazırlık yapmasını istiyoruz. Özellikle bebeğin sırtında açıklık oluşturacak problemlerin önüne geçmek için, en az 1 ay önceden folik asit desteğine başlamak istiyoruz. Bu anne ölümleriyle ilgili değil ama anne ölümleri açısından da kalp ve damar hastalığı ya da epilepsi, aklınıza gelebilecek ek risk faktörleri var mı yok mu, bunu gebe kalmadan önce bilmemiz gerekiyor ki; bir takım planlamalar yapalım, ilaç değişiklikleri yapalım ve hasta ondan sonra gebe kalsın. Riskine göre de takip sıklığımızı belirlemeye çalışıyoruz” dedi.

“HASTALIĞI BULUNAN ANNELER GEBE KALDIĞINI ÖĞRENİNCE İLAÇLARINI BIRAKIYOR”

Hastalığı bulunan anne adaylarının, gebe kalınca kullanmış olduğu ilaçları kesmesinin de ölümlere neden olduğunu aktaran Üstün, “Örneğin epileptik gebeler ilaç kullanıyor. Bu ilaçlar bebeğe zarar verebilecek ilaçlardır ama hasta gebe kaldığını öğrenir öğrenmez bu ilacı bebeğe zarar verebileceği için bırakıyor ve bazı anneler sırf o ilaçları bıraktığından dolayı kaybediliyor. Bu anne adaylarına kesinlikle kendi başlarına böyle bir karar vermemeleri gerektiğini hekimler ve basın aracılığıyla iletiyoruz. Bir hekim kontrolünde ilaç değişikliğine gitmeleri gerekiyor. Bunu gebe kalmadan önce yaparsak, daha da sıkıntısız hale getirebiliriz” diye konuştu.

 “35 YAŞ ÜSTÜ GEBELİKLERİ RİSKLİ OLARAK KABUL EDİYORUZ”

Üstün,  kariyer planlamaları nedeniyle gebelik yaşının son yıllarda 35’in üzerine fazlaca çıktığına dikkat çekerek, “35 yaş üstü gebelikleri biz riskli kabul ediyoruz. Çünkü artık hastalıklar da başlayabiliyor. Hasta geliyor 40 yaşında gebe kalmış. Bu riskli bir gebe ve bunu daha yakından takip etmemiz gerekiyor” açıklamasında bulundu.

 

(Visited 15 times, 1 visits today)