Türkiye’de 20 milyon obez var

”Ulusal Obezite Kongresi”, 22-25 Kasım 2018 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirildi.

Ülkemizde yaklaşık 20 milyon obez hasta bulunmakta. Yani her 3 kişiden birisi obezite ile mücadele etmekte.

Obezite tedavisi bilimsel gerçekler doğrultusunda yapılmalıdır. Kalıcı, yaşam kalitesini bozmayan ve kişiye zarar vermeyen yaklaşımlar belirlenmeli.

”Ulusal Obezite Kongresi”,  bu yıl ilk defa 22-25 Kasım 2018 tarihleri arasında Ankara’da gerçekleştirildi. Kongre sonrasında yayımlanan bildiride şu görüşlere yer verildi:

Obezite, Dünya Sağlık Örgütü tarafından, sağlığı bozabilecek anormal veya aşırı yağ birikimi olarak tanımlanıyor. Tanımından da anlaşılacağı gibi sadece estetik bir sorun değil, başlı başına kronik bir hastalık.  

2016 yılı verilerine göre tüm dünyada 650 milyon obez hasta bulunmaktadır. Bu rakam ne yazık ki, 5-18 yaş arası çocuk ve ergenlerde 340 milyonu bulmaktadır. Tüm dünyada obez hasta sayısı 80’li yıllara göre 3 katına çıkmıştır.

 Ülkemizde yapılan TURDEP II çalışmasına göre de obezite prevalansında son 10 yılda %70 artış olmuştur.

Bugün itibari ile ülkemizde yaklaşık 20 milyon obez hasta bulunmaktadır. Yani her 3 kişiden birisi obezite ile mücadele etmektedir. Dolayısı ile obezite hem dünyada, hem de ülkemizde salgın bir hastalıktır. 

Obezite vücudumuzda birçok sistemi etkileyen, yaşam kalitesini bozan, ilerleyici ve ölümcül olabilen ciddi bir hastalıktır.

Diyabet, kalp damar hastalıkları, solunum sistemi hastalıkları, kas iskelet sistemi hastalıkları, psikolojik ve sosyal problemler, kısırlık, yağlı karaciğer hastalığı, safra kesesi taşı ve meme, yumurtalık, rahim, prostat, barsak kanseri gibi kanserlerin gelişimine neden olabilmektedir. 

Obezite tanı aşamasından tedavisine ve komplikasyonlarının yönetimine kadar oldukça karmaşık, bilinmeyenler ile dolu, kronik ama önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır. 

Obezite ile mücadelede tüm sağlık otoriteleri, hekimler, diyetisyenler, sivil toplum örgütleri, belediyeler ve medya birlikte hareket etmelidir. Obezitenin önlenmesinde toplumun doğru bilgilendirilmesi birinci ve en önemli adımdır. Bu adımın hayata geçirilmesi için ülkemiz genelinde farkındalık yaratılmalıdır. Medyanın bu basamakta önemi hayatidir. Medya aracılığı ile doğru bilginin aktarılması görevi, ülkemizde obezite ile mücadeleye gönül vermiş endokrinolog, diyetisyen, psikiyatrist ve psikolog, spor hekimi, temel tıpçılar ve genel cerrahlardan oluşan bilim insanlarının üzerine düşmektedir. 

Bizler, bilim insanları ve akademisyenler olarak obezite ile mücadelede tüm sağlık otoritelerinin, diyetisyenlerin, sivil toplum örgütlerinin, belediyelerin ve özellikle medyanın birlikte elele vererek ve birbirini tamamlayacak şekilde hareket etmesi gerektiğinin bilincindeyiz. Bu nedenle tüm bu paydaşları içine alacak şekilde zengin ve doyurucu bir program hazırlayarak 9.ULUSAL OBEZİTE KONGRESİ’ni gerçekleştirdik. 

Kongrenin ilk günü, çocukluk çağı ve erişkinde obezitenin doğru tanısı ve tedavisini kapsayan iki kurs gerçekleştirdik.  Ardından kongrenin açılış panelinde, obezite ile mücadelede yetkin makamlardan tesbit ve çözümler ile birlikte, doğru adımların ne olması gerektiğini dinledik. Karar merci olan siyasi otorite temsilcileri, şehirlerde insan hayatına dokunan belediye yetkilileri, ilgili sağlık dernekleri temsilcileri, gıda sektörünün içinde yer alanlar, tedavide etkin hekimlerimiz ve diyetisyenlerimiz ve hastalığın ekonomik boyutu ile ilgili akademisyenler ile birlikte obeziteyi tartıştık.

Dört gün süren kongremizde 400’ün üzerinde katılımcı ile toplam 8 konferans, 10 panel ve 60 bildiri sunumu yapıldı.

 OBEZİTEDE DİYET KARMAŞASI BAŞLIKLI AÇIK OTURUM UZLAŞI RAPORU 

Obezite tedavisi bilimsel gerçekler doğrultusunda yapılmalıdır. Kalıcı, yaşam kalitesini bozmayan ve kişiye zarar vermeyen yaklaşımlar belirlenmelidir. Ömür boyu sürecek olan bu tedavi yaklaşımında dengeli beslenme, fizik aktiviteyi artırma ve bilimsel çalışmalarla faydası kanıtlanmış ilaç tedavilerinin ulusal ve uluslararası kılavuzlar doğrultusunda verilmesi tüm akademisyenler tarafından altı çizilerek doğrulanmıştır.

Obezite tedavisinde uygulanan cerrahi yaklaşımların da aynı şekilde bilimsel veriler ışığında uygun hastada tercih edilmesi hasta açısından hayati önem taşır.

 

Medyada sık duyulan karbohidratsız beslenme, ketojenik açlık diyetleri, protein ağırlıklı tek yönlü beslenme gibi hızlı kilo verme yaklaşımları uygulanmamalıdır. Bu diyetlerin herhangi bir faydası gösterilmediği gibi, beyin başta olmak üzere kalp-damar, böbrek hastalıkları ve ölüme yol açabileceği bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Günde üç ana öğün mutlaka yapılmalıdr. Ara öğünler ise bireyin ihtiyacına göre ayarlanmalıdır. Hastalık durumu, kullanılan ilaçlar ve yaşam tarzı ara öğün sıklık ve miktarını belirler.

Dengeli beslenmenin ömür boyu sürdürülebilmesi esastır. Öğünlerimizde karbohidrat önemli bir yer tutmaktadır. Diyetimizin kalori içeriğinin %50-55’inin karbohidratlardan gelmesi, beyin hücrelerimiz başta olmak üzere vücudumuzdaki tüm hücrelerin işlev görebilmesi için gerekmektedir. Bu karbohidratlar, kaliteli karbohidrat dediğimiz komplekskarbohidratlar olmalıdır.

Ekmeğin, tohumunun kabuğu ve özüyle birlikte tüketildiği tam tahıllı ekmek olmasına özen gösterilmelidir. Beyaz ekmek tercih edilmemelidir. Çay şekeri, meyva suları, gazlı içecekler, tatlılar gibi basit şekerlerden oluşan oluşan yiyecekler kalorinin %5’ini geçmemelidir. 

Proteinler ise dengeli bir öğünde kalorinin %15-20’si olmalıdır. Bu miktarın %60 kadarı kaliteli proteinleri içeren hayvansal gıdalardan gelmelidir. Yağlar ise toplam kalorinin %30’unu geçmemelidir. Tereyağ, kuyruk yağı ve margarin gibi doymuş yağ içeren yiyecekler tüketmemiz gereken kalorinin %7’sini geçmemelidir.

Birçok ülkede tüketilmesi yasaklanan dondurulmuş hazır gıdalarda bulunantrans yağlar ülkemizde de tüketilmemelidir. Zeytinyağı, tekli doymamış yağ asidinden zengin bir besindir. Bu tür yağların metabolizmaya birçok faydalı etkisi bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Fakat tüketilen miktar önemlidir ve günlük kalorinin %10-15’ini geçmemelidir. Fazlası da günlük tüketmemiz gereken toplam kaloriyi artıracağı gibi başta kalp-damar sistemi olmak üzere birçok sisteme hasar verebilir. 

Metabolizmanın hızlanması, kan akışkanlığının sağlanması ve organların beslenmesi için günde en az 2-2.5 litre su tüketilmelidir. Su tüketimi gün içine yayılmalıdır. Yemek öncesi ve öğün aralarında su içmek tokluk hissine yardımcı olarak daha az yememizi sağlar.  Tuz tüketimi ise günde 5 gramı (1 çağ kaşığı) aşmamalıdır. 

Fizik aktivitenin artırılması ve düzenli egzersiz obezite tedavisinde dengeli beslenme kadar önemlidir. Kas kitlesinin artırılması ve yağ kitlesinin azaltılması hedeflenmelidir. Egzersiz programı kişinin yaşam tarzı, eşlik eden hastalıklar, kullanmakta olduğu ilaçlar ve hedeflenen kilo kaybı göz önüne alınarak bireyselleştirilmelidir.  

Bitkisel ürünler (çaylar, tabletler), protein tozları, tabletleri, koenzim Q10, probiyotikler, prebiyotikler ve akupunktur gibi alternatif yaklaşımların obezite tedavisinde yararlı olduğuna dair yeterli ve güçlü bilimsel kanıt yoktur. Aksine içeriklerinde bulunan kimyasal maddeler nedeniyle yan etkileri olabilir ve hayati öneme sahip diğer ilaçlarla etkileşim yapabilir. Hatta kalp, karaciğer ve böbrek hasarlanması sonucunda ani ölümlere sebep olabilir.

(Visited 77 times, 1 visits today)